ANA SAYFA
SERGİ
GALERİ KRONOLOJİSİ
STOK
GEÇMİŞ SERGİLER
BULUŞMALAR
HABERLER
SERGİ KATALOG KAPAKLARI
GÖRÜŞLERİNİZ
İLETİŞİM
  MAILLIST
Mail listemize üye olarak sergilerimizden ve sitemizdeki yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.
 
GEÇMİŞ SERGİLER

  
Mustafa Karyağdı 
(1961, Konya).
  
  
Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim Anasanat Dalında Öğretim Görevlisi olarak çalışmaktadır.Üç kişisel sergi açmış olan sanatçı, beş başarı ödülü almış olup birçok karma sergiye katılmıştır.
  
---------
  
Sanatçının serigrafi ve baskı teknikleriyle pentürü karıştırarak gerçekleştirdiği işlerindeki gelişme çizgisini izlediğimizde, hem birincisinin hem de ikincisinin uzun zamandan beri birlikte ele alındığını gözlemlemek mümkündür. Bu çalışmalar sırasında ve özellikle son çalışmalarında baskı tekniklerinde Witgenstein'ın birinci dönemi diye adlandırılan matematik bir kesinlikle ele almaya çalıştığı baskılarının dizisinde, bir kere daha düşünüldüğünde ikinci Wittgenstein'ı bulmak mümkündür.Başka bir deyişle ikinci Wittgenstein birincisinde potansiyel olarak bulunmamasına rağmen Mustafa Karyağdı'da bu potansiyeli izlememek olasılığı yok gibidir; çünkü öncelikle sanatın kurallarını düşünmekte ve bunu matematiğe uygulama çabasına girişmektedir. 

Bu uygulamanın içinde duygulanımlar sanattan geldiğinde ve özellikle bu sergisinde yaptığı dalgaların ve sahilin ve de martıların söz konusu olduğu üzerine düşünüldüğünde duygulanımların duygusal olana açık bir şekilde hayalgücüyle birleştiğini ve bir tür çağrışımcılık veya kesişme ilişkilerinde billurlaştığını görmek olanak dahilinde kalmaktadır. Bu serginin kuruluş aşamalarında sanatçı, konusunun tanımını yaparken, doğal alana yaptığı göndermelerin kendi içinden gelen bir hareket olarak kendisinde geliştiğini bize hissettirmektedir; anlatımdan çok yaptığı bir vurgu üzerine bu hareket kendisini yalınlaştırmaya çalıştırmaktadır. Bu yalınlaştırma hareketi bir anlatım öznesi olmaktan çok sözcenin öznesi olmaktadır;yani cümlenin kuruluşunun öznesi olmaktan çok, anlatılanın içinde konuşan bir öznenin bahsettiği konu olmaya başlamıştır. Bu konu kendi hareketini ve duygulanımlarını meydana getirmektedir. Yani, burada geliştirilmekte olan şeyin kendisi özne olmakta ve doğanın içindeki öğeler serginin konusu olarak öznelleşmektedir. Mustafa Karyağdı, bu durumda, bir anlatıcı konuma yerleştirmektedir kendisini.

Bu konumdan baktığında orijinalliğini geliştirmek yerine orijinlere ehemmiyet vermeksizin bunları çoğaltmakta veya pentür yaptığında bile çoğaltılmışlık imgesini bize sunmaktadır. Bu durumda konunun kendisinin içeriği öznellik fikrini ortaya çıkarmaktadır; öznelliğin kendisi kendi hamlesini yapmaktan çok. Bu hareket o halde kendisini geliştirirken, gelişim evrelerinde kendi hareketini çoğaltmaktadır ve böylece ikizleştirmektedir; çoğullaştırmanın verdiği hareket kendisini kurulmaya bırakırken, öznenin kendisi de harekete kendisini maruz bırakmakta; bu ikili bir kapma ve duygulanım ilişkisinde ortaya erilmektedir:sözcelem öznesi kendisini aşmakta, kendisini "sollamakta", özne ise kendi kendisine yansıyan bir şekilde bir iç düşünme eylemi içine girmektedir. Yaklaşımın kendisi David Hume'ün insan doğasının temel sekileri dediği yaklaşıma açık bir şekilde kendisini 
geliştirmektedir: çıkarsama ve buluş ile inanç ve yapaylık. Buluş yapma ve buna inanma öyleyse insan doğasını Hume'a göre, belirleyen bir yapı olarak okunacaktır. Bu inanmanın buluşa ait olması, buluşa gönderme yapması ne demektir? Mustafa Karyağdı'nın çalışmalarında dizileri kurmak, bunları belirli sıralara göre teknik olarak değiştirmek ve farklılaştırmak nasıl bir inanç durumuna kendisini açmaktadır. Sanatçının yaptığının bir bakıma bu ikili işleyişe doğru sürüklendiğini İddia edeceğim. Yaptığı, daha doğrusu geliştirdiği dizilerinin konularına baktığımızda bunların çakıl taşları, bulutlar veya dalgalar olduğunu fark edeceğiz. Böyle bir konu niçin seçilir sorusunu soracağız; ancak bu soruyu tam da sorarken gözüken bir şey karşımıza çıkacak: Bunların belirli bir çoğaltma süresinden itibaren konu olmaktan çok soyut ve figüral formlar ve renkler oluşturması. Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi, bu anlamda, artık konunun ne olduğu ve hangi öznelliği ortaya çıkardığı başka bir sorun olmaya başlayacak; sorunsallaştırılanın kendisi ise bu soyutlaşmaya başlayan renk lekelerinin formlarının ne anlama geldiği ve hangi öznenin yerleştiği sorusu arkadan gelecek. Bu formları ve renkleri çoğaltırken hangi cümle kurulmakta ve hangi özne kendisinin hareketini, geliştirirken, çoğaltmaktadır? Sözcelem öznesi olan ve cümlenin kurlusunda aktör rolünü oynayan içeriğin konumuna nazaran, öznenin kendisinin bu sözcelem öznesine bağlı bir şekilde nasıl konumlandığına bakmak gerekecek. Dizileri ortaya çıkaran sanatçının kendisi mi? Yoksa hayalgücünü baskı tekniğine bırakan sanatçının maruz kaldığı mı öznenin konumlandığı yer? Burada kimin daha önce olduğu değil; o halde dizilerin nerede başlayıp nerede biteceği, nasıl birleşeceği önemli olmaya başlamıştır. Yapıtlar baskı evresini geçirip, sanatçı tarafından düzenlendiğinde, renk sıraları, kendilerini kapatmak pahasına sistemleştirirken yine de sanatçının estetik beğenisinin yargı gücüne bağlı bırakmaktadır.Bu birbirini takip etme ve geliştirme eylemi dizilerin birbirlerinden farklarını oluşturan ve farkları olduğu için dizilere sığan ve tam farklılık halinde ise artık dizinin de değiştiği ve yeni dizilerin ortaya çıktığı bir anlatımdır, burada söz konusu olan.

Tüm olarak iki paragrafın anlattığı, aslında, ilk olarak ele aldığımız sorunu açımlamaktadır: Sanatçının matematiksel bir sıra takip ederek oluşturduğu diziler bir bütün müdür? Yoksa daha postmodernliğin kendisini parçalanmaya terk ettiği bir dönemde çoğallaşmakta mıdır? Bize göre, matematiksellik bir yaslanma veya dayanıklılık planını ortaya çıkarırken, bu sanatsal etiko-estetik öznelliği kurmaktadır. Bu özne kendisini sözcelem öznesinde keşfederken, yapaylık oluşturmaktadır. Ancak bu yapaylık sanatın kendisinin olduğu anlamdaki yapaylıktır: artifice. O halde öznelliğin ikili kuvveti buradan gelmektedir. Yapaylık ve inanç ile çıkarsama ve buluş.
Çoğaltmalardaki Dizler - Ali Akay
mk1
  
mk2
  
mk3
  
mk4
  
mk5
  
mk6
  
mk7
  
mk8
  
mk9

 
       
Copyright © 1999 GALERİ BİNYIL